.............
Deve, çöl dikenini yiyince damağını parçalar.
Ağzı kanamaya başlar. Akan kan dikenlere karışır.
Deve ise hissettiği o sıcak tadı dikenin lezzeti zanneder.
Oysa hoşuna giden diken değil, kendi kanıdır.
Yedikçe daha çok kanar...
Kanadıkça daha çok yer...
Ve sonunda kendi kanını tüketerek ölür.
Araplar bu hâle "ha-re-se" derler.
Yani ihtiras...
Yani insanın kendi kanında boğulması...
Bu hikâye aslında deveyi değil, insanı anlatır.
Çünkü insan da çoğu zaman kendisine zarar veren şeyleri mutluluk zanneder.
Hırsını başarı,
kibrini şahsiyet,
şehvetini özgürlük,
israfını zenginlik,
faizi kazanç,
haramı nimet zanneder.
Oysa farkında olmadan her tercihinde biraz daha eksilir.
Ama o, yaşadığı geçici hazzı gerçek mutluluk sanmaya devam eder.
Bugün nice insan daha fazla para uğruna sağlığını,
Şöhret uğruna huzurunu,
Bir anlık zevk uğruna ise ömrünü, ailesini, ahiretini tehlikeye atıyor.
İhtirasın en tehlikeli tarafı;
İnsanı tüketirken bile ona kazandırdığını düşündürmesidir.
Günah ve yanlış alışkanlıklar da bu sinsi tuzağın birer parçasıdır.
İlkinde vicdan sızlar, kalp daralır.
Fakat yanlış tekrarlandıkça o sızı solar, vicdan susar ve kalp katılaşır.
İnsan artık ruhundaki yaraları fark etmez olur
Çünkü her hoşumuza giden şey bize iyi gelmez.
Her arzu insanı özgürleştirmez.
Her kazanç insanı zenginleştirmez.
Her hoşumuza giden şey bize iyi gelmez.
Bazı arzular insanı yaşatmaz; yavaş yavaş tüketir.
İnsanın kendisine sorması gereken en önemli soru şudur:
"Ben gerçekten dikenin tadını mı seviyorum, yoksa kendi kanımın tadını mı?"
Selam ve dua ile
Next