......................
Günümüz dünyasında her şeyin hızıyla övünüyoruz.
Hızlı internet, hızlı ulaşım, hızlı başarı, hızlı yükseliş...
Bu hız tutkusu sadece dünyamızı değil, ruhumuzun derinliklerini de ele geçirdi.
İlişkilerimizi, sevgimizi ve sabrımızı da hızlı tüketim nesnesine dönüştürdük.
Daha hızlı yaşıyor, ama daha az hissediyoruz.
Belki de o kadar hızlı gidiyoruz ki ruhlarımız arkamızda kalıyor.
Hayatın en büyük sırlarından biri sabretmektir.
Bambu ağacı bunun en güzel örneklerinden biridir.
Çiftçi bambu tohumunu toprağa eker; sular, gübreler ve emek verir.
Birinci yıl, İkinci yıl, üçüncü yıl, dördüncü yıl...
Toprağın üzerinde hiçbir şey görünmez.
Ve beşinci yılın sonlarına doğru topraktan küçük bir filiz belirir.
Ardından bambu yalnızca altı hafta içinde yaklaşık yirmi yedi metre yüksekliğe ulaşır.
Peki bambu gerçekten altı haftada mı büyümüştür?
Hayır. O, beş yıl boyunca büyümüştür.
İlk yıllarda toprağın altında görünmeyen bir mücadele vermiş, köklerini derinlere salarak fırtınalara dayanacak sağlam bir temel oluşturmuştur.
O hazırlık süreci olmasaydı, altı haftalık o muhteşem yükseliş de mümkün olmazdı.
İnsan hayatı da böyledir.
Bazen yıllarca çalışır, dua eder ve emek veririz.
Fakat sonuç alamadığımızı düşünürüz.
Başkaları yükselirken biz yerimizde sayıyor gibi hissederiz.
Umudumuz azalır, sabrımız zorlanır.
Oysa belki de görünmeyen yerde büyüyoruzdur.
Belki karakterimiz güçleniyor, irademiz kök salıyordur.
Belki de Rabbimiz bizi taşıyacağımız yükün ağırlığına hazırlıyordur.
Çünkü büyük başarılar sağlam kökler ister.
Hayat bir denge sanatıdır.
Çok sert olan kırılır, çok yumuşak olan savrulur.
Asıl güç; rüzgâr karşısında eğilebilen ama köklerinden vazgeçmeyen bambu gibi olabilmektir.
Çünkü hayatta kalıcı olanlar, en hızlı büyüyenler değil; en sağlam kök salanlardır.
Selam ve dua ile…
Next