...........................

Ölü kardeşinin etini yiyorsun.
Dur!
Yapma…
Sana yakışmıyor.

Sosyal medyada, bir sohbet masasında ya da herhangi bir toplulukta kulaktan kulağa yayılan bir söz…

Muhatabına sorulmamış, doğruluğu araştırılmamış, hakikati tartılmamış bir iddia…

Ne acıdır ki insanoğlu, bazen en büyük haksızlığı bizzat dilinin ucunda taşır.

Bir söylentiye inanmakla kalmaz, onu bir başkasına taşırsın.
Belki yalan taşırsın…
Belki iftira…Belki gıybet…
Belki onursuzluk, hayasızlık, haysiyetsizlik…

Mesele yalnızca bir laf taşımaktan ibaret değildir.

Mesele;
Bir insanın yıllarca ilmek ilmek ördüğü itibarını, onurunu, izzetini, şerefini, ailesini ve huzurunu tek bir cümleyle ateşe atmaktır.

Ya yalansa?
Ya iftiraysa?
Ya o söylenti bir insanın hayatını karartırsa?

Kur’an’ın hükmü apaçık ortadadır:

“Ey iman edenler! Size bir fasık bir haber getirirse, o haberin doğruluğunu araştırın.”

Müslüman, kendisine ulaştırılan bir iddia veya söz karşısında acele etmemelidir.

Heyecana kapılıp peşin hüküm veren bir infaz memuru gibi davranmamalıdır.

Çünkü o haberi getiren kişi fasık olabilir.
Sen de o haberi taşıyarak fasık olursun.

Haber getiren kişinin niyetini, konumunu ve güvenilirliğini tartmak gerekir.

Söyleneni hemen hakikat kabul etmek yerine durmak, düşünmek ve araştırmak gerekir.

Duyulan söz hemen başkalarına aktarılmamalı.
Dedikodu çarkının bir dişlisi olunmamalıdır.

Mesele bizzat kaynağından araştırılmalıdır.
Muhatabına sorulmadan, tarafların vicdanına ve adaletin terazisine vurulmadan bir hükme varılmamalıdır.

Bütün bu süreçte hüsnüzan esas alınmalıdır.
Çünkü Müslüman, duyduğu her söze inanamaz.

Müslümanın; Müslüman kardeşine karşı temel duruşu şüphe değil; masumiyetin esas olduğu bilinci olmalıdır.

Çünkü doğruluğundan emin olunmayan bir sözü başkasına taşıyarak o söze ortak olmak, büyük bir vebaldir.

Kur’an zandan sakınmayı emrediyor.
Gıybeti yasaklıyor.
Ve gıybeti öyle ağır bir benzetmeyle anlatıyor ki insanın tüyleri diken diken oluyor:

“Herhangi biriniz ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı?”

Hakikatini bilmediğimiz, gözümüzle görmediğimiz, şahit olmadığımız bir iddia üzerinden verdiğimiz hükmün vebalinden nasıl kurtulacağız?

Kural açık.
Doğruluğunu bilmiyorsan, taşıyamazsın.
Araştırmadıysan, inanamazsın.
Gözünle görmediysen, şahit değilsen hüküm veremezsin.

Bir iftira…
Bir insanın ömür boyunca biriktirdiği itibarını, şerefini, onurunu, haysiyetini, ailesini ve huzurunu birkaç saat içinde yerle bir edebilir.

Her duyduğunu başkasına anlatan, araştırmadan hüküm veren, masumlara iftira atan, dilini tutamayan; önce insanlığını, sonra dinini sorgulasın.

Selam ve dua ile…