...............................................
KRALDAN ÇOK KRALCISINIZ
Cumartesi günü bu köşede “Çok Çirkin Hareketler” başlıklı bir yazı kaleme aldım.
Dileyen okuyabilir: (https://www.superkanaltv.com/cok-cirkin-hareketler)
İTSO seçimleri yaklaşırken, seçim rekabetinin ahlak ve etik sınırları içerisinde yapılması gerektiğini anlattım.
Liyakat, proje, tecrübe, vizyon dedim.
Siyasetin, din görevlilerinin, vakıfların, derneklerin, cemaatlerin ve kişisel çıkarların oda seçimlerinin önüne geçmemesi gerektiğini söyledim.
Üyelerin iradesinin pazarlık konusu yapılamayacağını ifade ettim.
“Tüccar kendi kararını versin.” dedim.
Bütün bunları yazdım.
Ama yazı yayınlandıktan sonra çok kişi aradı.
“Çok doğru yazmışsın.”
“Bunlar konuşulmalı.” diyenler oldu.
Kendilerine teşekkür ediyorum.
Ama başka bir kesim de yazının tamamını okumadan, içinden birkaç cümleyi cımbızlamış.
“Acaba hangi adayı kastetti?”
“Hangi aday üyelerin aidatlarını ödedi?”
“Hangi vakıf bunun içinde?”
“Hangi cemaat devrede?”
“Hangi parti bu işin arkasında?”
Sorular peş peşe geldi.
Hatta beni doğrudan aramak istemeyen ya da arayamayanlar, başkalarını arattırdı.
Birileri sürekli bir isim arıyor.
Ben ise şaşkınlıkla şunu soruyorum:
Ben yazımda isim vermedim.
Hiçbir adayın adını yazmadım.
Hiçbir vakfı, derneği veya cemaati işaret etmedim.
Hiçbir siyasi partiyi suçlamadım.
Ben bir kişiyi değil, bir anlayışı eleştirdim.
Bir adayı değil, yanlış olduğunu düşündüğüm yöntemleri eleştirdim.
Ama görüyorum ki bazıları yazının tamamını okumak yerine, kendisine dokunduğunu düşündüğü
cümleyi alıp üzerine giyiyor.
Sonra da kızıyor.
Yarası olan gücenir.
Dertli olan üstüne alınır.
Ama insan önce bir durup kendisine sormalı:
Bir yazıda kendi adın geçmiyorsa, neden üzerine alınıyorsun?
Bir kurumun adı verilmiyorsa, neden savunmaya geçiyorsun?
Bir olay açıkça anlatılmıyorsa, neden “Acaba beni mi söylüyor?” diye telaşlanıyorsun?
Bir sözün tamamını dinlemeden, bir cümlenin başını sonundan koparıp hüküm vermeyin.
Hani Bektaşi fıkrasında olduğu gibi…
İşinize gelen kısmını alıp, işinize gelmeyen kısmını görmezden gelmeyin.
Neyi savunduğuna, neye karşı çıktığına bakın.
Sonra yorum yapın.
En önemlisi de Allah’tan korkun.
Kraldan çok kralcı olmayın.
Benim derdim adaylar ya da seçim değil.
Benim derdim seçimin nasıl yapılacağıdır.
Ben kimsenin sözcüsü değilim.
Hiçbir adayın yanında değilim.
Hiçbir adayın karşısında da değilim.
Ben yalnızca gördüğüm, düşündüğüm ve doğru olduğuna inandığım meseleleri yazarım.
Beğenen olur, beğenmeyen olur.
Hak veren olur, itiraz eden olur.
Bunların hepsi normaldir.
Ama beni aramak yerine başkalarını arattırmak hiç yakışık almaz.
Seçimler gelip geçecek.
İnsanlar birbirlerinin yüzüne bakmaya devam edecek.
Birbirimizi kırmayalım.
Dostlukları harcamayalım.
İnsanların itibarını zedelemeyelim.
Ahlakı rafa kaldırmayalım.
Benim yazımın özeti aslında çok basit:
Kim kazanırsa kazansın, temiz kazansın.
Kim kaybederse kaybetsin, hakkı yenilmesin.
Üyenin iradesine saygı duyulsun.
Seçim ahlakla yapılsın.
Bir itirazınız varsa…
Bir eleştiriniz varsa…
Eğer söylediğim yanlışsa.
Eğer bir yerde hata yaptıysam….
Gelin konuşalım. Düzeltelim.
Ama kulis yapmayın.
İma üretmeyin.
İnsanları birbirine düşürmeye çalışmayın.
Ama lütfen…
Yazının tamamını okuyun.
Cümleleri cımbızlamayın.
Ben kimseyi hedef göstermedim.
Kimseyi zan altında bırakmadım.
Ama yanlış gördüğüm bir şeyi, sırf birileri alınır diye yazmaktan da vazgeçmem.
Çünkü benim tarafım belli:
Ahlaktan yana.
Etikten yana.
Adaletten yana.
İnegöl’den yana.
Gerisi herkesin kendi meselesidir.
Selam ve dua ile…
Next