...............

Gece vakti kurtlar bir koyun sürüsüne daldı.

Kurtları ilk fark eden horoz oldu.
Var gücüyle ötmeye başladı.

Horozun sesine köpek uyandı.
Havlayarak ortalığı ayağa kaldırdı.

Çoban uykusundan fırladı.
Sürünün tehlikede olduğunu anlayınca ahaliye haber verdi.

Ahali toplandı, müdahale etti.
Kurtlar kaçtı. Sürü kurtuldu.

Fakat asıl tuhaflık bundan sonra yaşandı.

Horozu keserek Sürünün kurtulmasını kutladılar.

Yıllar önce Fransa'nın başkenti Paris'ten Almanya'nın başkenti Berlin'e hızlı trenle seyahat ediyordum. Trende Almanya'da yaşayan bir grup Türk öğrenci de vardı.

Öğrencilerine bu hikâyeyi anlatan hoca, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sürüyü tehlikeden kurtaran horoz, kendi sesinin kurbanı oldu.

Kendi ölümünü hazırlayan bir suçluya dönüştü.

Birileri için tehlikeyi haber verenin sesi, tehlikenin kendisinden daha rahatsız edicidir.

İşte bazı toplumların en büyük felaketi budur!

Kurtla mücadele etmek yerine, kurdu haber vereni sustururlar.

Haksızlığa karşı çıkan suçlu ilan edilir.

Yanlışı söyleyen düşman bellenir.
Gerçeği haykıran itibarsızlaştırılır.
Susana akıllı, konuşana sorun çıkaran denir.

Böylece herkes susmayı öğrenir.
Haksızlık karşısında başını çevirir.
Tehlikeyi görse bile sesini çıkarmaz.
Çünkü bilir ki kurtla mücadele etmenin bedeli ağırdır.

Peki, sonra ne olur?
Kurtlar yeniden gelir.
Bu kez sürü yine tehlikededir.
Ama ortalıkta ne öten bir horoz vardır ne de havlayan bir köpek…

Çünkü hepsini susturmuşlardır.

Unutmayın!
Bir toplumu kurtlar değil, kurtlara karşı ses çıkaranları susturanlar çökertir.

Ve bazen bir toplumun felaketi, kurdun sürüye girdiği gün değil…
Horozun kesildiği gün başlar.”

( yurt dışı not ve hatıralar sayfa 215-217)

Selam ve dua ile…