İktidar sokak hayvanları ile ilgili yeni kanuni bir düzenleme yapmaya hazırlanıyor. Önümüzdeki günlerde Meclis’e sunulması planlanan yasa teklifinde sokak köpeklerinin “uyutulması” öngörülüyor. Yapılacağı düşünülen düzenleme daha yürürülüğe girmeden büyük tepkilere yol açtı

Son günlerin tartışma konusu olan sokak köpeklerinin öldürülmesiyle ilgili tartışmalar sıcaklığını korurken Milli Gazete yazarı Siyami Akyel de bu konuyu İslami açıdan köşesine taşıdı.

Sokak köpeklerinin öldürülmesi caiz mi?

SOKAK KÖPEKLERİNİ ÖLDÜRMEK CAİZ  Mİ?

İslami açıdan bu soruna değinen Siyami Akyel bgünkü yazısında “Sokak köpeklerinin öldürülmesi caiz mi?” sorusuna cevap verdi.

İşte Siyami Akyel’in  bugünkü köşe yazısı:

Bursa'da gece seferlerine tam not Bursa'da gece seferlerine tam not

İslam dini, hayatın her alanına dair görüş ve çözüm önerileri olan, hayatın her alanını düzenleyerek dünyayı adil ve yaşanılır hale getirmek için hükümler getiren mükemmel ve evrensel bir dindir. Son dinin, hayatın her alanına dair çare, çözüm ve tekliflerinin olması tabiidir; üstelik bu hükümlerin dünya var oldukça her türlü çare, çözüm ve teklif için başvuru kaynağı olacağı gerçeği ortadayken. Bu bakımdan, zerreden kürreye bütün bir kâinatı “yaratıcının emaneti” olarak görmek, “yaratılanı Yaradan’dan ötürü sevmek” Müslüman’ın görevidir; hem de büyük bir görev. Çünkü Allah-u Teâlâ, Kur’an-ı Kerim’de, “O (Allah) ki, yeryüzünde ne varsa (faydalanıp ibret alasınız diye) hepsini sizin için yarattı” (Bakara, 29) buyurmaktadır.
İslâm dini, kâinatı bir bütün olarak görür, kâinattaki tüm canlıları bu bütünlük içinde Allah-u Teâlâ’nın nimeti olarak telakki etmemizi ister. Kaldı ki bütün kâinat Allah-u Teâlâ’nındır; biz emanetçileriz. Kur’an-ı Kerim’deki, “Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Allah’ın ilmi, kudreti her şeyi kuşatıcıdır” (Al-i İmran, 126), “O Rabbin ki, (her şeyi) yaratmış da düzenine koymuştur” (Âlâ, 2), “O ki yarattığı her şeyi güzel yaratmıştır” (Secde, 7), “Hayvanları da O yaratmıştır…” (Nahl, 5) ayetlerinde bütün yaratılanların Allah-u Teâlâ’nın eşsiz eserlerinin birer parçası olduğu hatırlatılır.

Kâinatın her üyesi/parçası, mükemmel sanatın parçalarıdır. Bu gerçekten dolayıdır ki, ekolojik sistemin her bir üyesi/parçası Kur’an-ı Kerim’de “ümmet” olarak tanımlanmıştır. “Yeryüzünde yürüyen hiçbir hayvan ve (gökyüzünde) iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi ümmetler olmasın. Biz kitapta hiçbir şeyi noksan bırakmadık. Sonra hepsi, Rablerinin huzuruna toplanıp haşrolunacaklardır” (En’am, 38) ayeti tam da bunu ifade etmektedir.
İşte bu mükemmel kâinatın bir üyesi olan hayvanlar hakkında insaf sahibi olmak, haklarına riayet etmek, onlara merhametle muamelede bulunmak bizim görevimizdir. İslâm’ın hayvan hakları konusundaki hassasiyeti, hayvanlara iyi davranmak, onlara eziyet etmemek ve onlardan faydalanırken ölçülü olmakla ortaya çıkar.
Ekolojik sistemin her bir üyesi Kur’an-ı Kerim’de “ümmet” olarak tanımlanırken, “halife” olarak nitelendirilen insana büyük önem verilmiş, en güzel şekilde yaratıldığı (Tin, 4), yaratılanların birçoğundan üstün kılındığı ve şerefli olduğu vurgulanmıştır. Kur’an-ı Kerim’de, “Andolsun ki, biz insanoğullarını şerefli kıldık, onların karada ve denizde gezmesini sağladık, temiz şeylerle onları rızıklandırdık, yarattıklarımızın pek çoğundan üstün kıldık” (İsra, 70) ve “Rabbin meleklere: ‘Muhakkak ben yeryüzünde (benim emirlerimi tebliğ ve infaza memur) bir halife yaratacağım’ demişti” (Bakara, 30) ayetlerinde bu gerçek ifade edilmektedir.

İslam dini, insanı yaratılanların içinde üstün gördükten sonra onun hayatını korumayı da ilke edinmiştir. Kur’an-ı Kerim’deki, “Kim bir kimseyi kısas gerekmeksizin veya yeryüzünde bozgunculuğa karşılık olmadan öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur” (Maide 32) ayeti, insanın hayat hakkını teminat altına almak ve insan hayatına önem vermektir. Ayetin devamında, “Kim de insanı ölümden kurtarırsa bütün insanları yaşatmış gibi olur” denmektedir.
İslam, insanı öldürmeyi değil de yaşatmayı öncelemiş, hayat hakkını kutsal görmüş, canını, malını, ırzını ve şerefini teminat altına almış; buna tasallutta bulunulmasını hoş karşılamamış; tasalluta yeltenenler içinse “kısas”ı emretmiştir. “Kısas” sözlükte “aynıyla mukabelede bulunmak” demektir. Kısas, zayıfı güçlüye karşı korur. Güçlü, karşılık göreceği için zulmetmekten çekinir. Bundan dolayı Kur’an-ı Kerim’de, “Ey akıl sahipleri, kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki suç işlemekten sakınırsınız” (Bakara, 179) denilmiştir.
İnsanın insanı öldürmesine “kısas”ı emreden İslâm dininin insana zarar veren hayvanlar özellikle sokak köpekleri konusundaki hükmü nedir?
Bu konuda, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in, Medine’de insanların canına kasteden başıboş köpeklerin öldürülmesine müsaade ettiği sahih hadis kitaplarında geçmektedir. İslâm âlimleri de buna dayanarak hüküm vermiştir. Ancak insanlara zarar vermeyen başıboş köpeklerin öldürülmesi konusunda Hanefi mezhebi bunu caiz görmemiştir. Maliki mezhebinde de tercih edilen görüş budur.
Mesele, Kur’an-ı Kerim’deki ayetler, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in söz ve uygulamaları ile bu iki asli kaynaktan hüküm ortaya koyan müçtehitlerin görüşleri ışığında değerlendirildiği zaman ortaya şu sonuç çıkmaktadır: Hayvanlar bize Allah-u Teâlâ’nın emanetidir, onlara eziyet etmek doğru değildir, onlardan faydalanırken bile ölçülü olmak gerekir. Masum ve savunmasız hayvanların yaşatılması ve hukukuna riayet edilmesi gerekir. Ancak insan hayatına kast söz konusuysa ve başka bir çözüm yolu kalmamışsa durum farklıdır.
Unutulmamalıdır ki, eğer bugün sokak köpekleri bu kadar çoğalmış ve insan hayatını tehdit eder hale gelmişse bunda yöneticilerin payı büyüktür. Yöneticiler, hayvanların aşılanması, kısırlaştırılması, yeteri kadar barınak yaparak burada bakımının yapılması; gerekirse uygun şartları taşıyan ailelere sahiplendirilmesi noktasında sınıfta kalmıştır.
Sokak köpeklerinin insanların canına kastettiği hengâmda sesini çıkartmayan, yöneticilere baskı yapmayan birtakım kişilerin bugün aynı yöneticilerin ortaya attığı “uyutalım/öldürelim” önerisini toptancı bir anlayışla sahiplenmesi, bir kısım youtuber ilahiyatçıların önerinin altını fetvayla doldurmaya çalışması da işin cabası.
İnsan hayatına kasteden katilin 5-10 sene hapis yattıktan sonra dışarı çıktığı, kanunların buna müsaade ettiği, toplumun her tabakasından insanların buna karşı çıkması gerekirken kanıksamış bir topluluğa dönüştüğü; bütün sorunları el yordamıyla halletme yoluna giden yöneticilere itibar edildiği zamanlardayız.
Eğer insana gerçekten değer verilmesi gerektiğini düşünüyor, insan hayatını önemsiyor ve masun yani her türlü tehditten korunmuş olduğuna inanıyorsak İslâm’ın ortaya koyduğu çözümlere dikkat kesilmemiz gerekir.
Kaynak: Milli Gazete