Can dostlara rehabilitasyon merkezi Can dostlara rehabilitasyon merkezi

İYİ Parti İl Başkanı Selçuk Türkoğlu, basın açıklamasına izin vermeyen Bursa Valisi Yakup Canpolat’ın kararını kınayarak, “Partilerin basın açıklaması anayasal bir haktır. Bilgi vermemize rağmen yasak getirilmesi kanunla verilmiş bir hakkın engellenmesi demektir. Milli Park kapısına geçit vermediniz. Canınız sağ olsun. Ancak bilinsin ki, bizler de Bursa’nın en önemli değeri Uludağ’ımız için kurulan rant zincirine geçit vermeyeceğiz. Kurduğunuz tuzakların kilitlerini bir bir söküp atacağız” dedi. Türkoğlu’nun Uludağ Alan Başkanlığı ile ilgili basın açıklamasının tam metni şöyle: BURSA’YI BİTİRDİLER SIRA ULUDAĞ’A GELDİ! Önce ovasını bitirdiler bu güzelim şehrimizin… Yeşil Bursa’ydı adımız, betona boğdular, Gri Bursa oldu… Sonra her derde deva havasını yok ettiler… Oksijen deposu şehrin insanları zehir solumaya başladı, nefes almak neredeyse imkansız hale geldi…. Ardından da şifa kaynağı suyunu bitirdiler… Gürül gürül akan çeşmeleriyle ünlü Bursa, şimdilerde kuruyan barajlarıyla anılmaya başlandı. Hani memleket şairi diyor ya; “Onlar ümidin düşmanıdır sevgilim, Akar suyun, Meyve çağında ağacın, Serpilip gelişen hayatın düşmanı, Sana düşman, bana düşman, Düşünen insana düşman, Vatan ki bu insanların evidir, Sevgilim onlar vatana düşman…” O rant düşkünü, o talancı, o acımasız zihniyetli düşman, halen daha doymak bilmiyor a dostlar!.. Yeşilimizi bitirdi, doymadı. Havamızı kirletti, doymadı. Suyumuzu yok etti, gene doymadı. İşte o arsızlar şimdi de gözünü; Çoktan mazide kalan o güzelim doğamızın, o muhteşem havamızın, o buz gibi suyumuzun kaynağı Uludağ’ımıza dikti!.. Bursa’yı parsel parsel satanlar; Maalesef şimdi de ‘Alan Başkanlığı’ adı altında, yüzde 71’i orman örtüsüyle kaplı, sadece Bursa’ya değil, Marmara Bölgesi’nin tamamına hayat veren, ülkemizin en görkemli yaşam iksirini, sayısız medeniyetin asırlar boyu yaşam kaynağı olan Uludağ’ımızı mahvetmeye cüret ediyorlar. Kıymetli Dostlar; Memleket memleket olalı böyle zulüm, böyle talan, böyle arsızlık görmedi! Düşünün; Öylesine zenginliklerle dolu bir doğa mucizesine sahipsiniz ki… 2543 metre yüksekliğinde ve üzerinde tam 1320 çeşit bitki çeşitliliği bulunuyor. Sadece kendine özgü 32 farklı endemik türünü, dünya literatürüne kaydettirmiş. Sayısız börtü-böcek ve çok sayıda yaban hayvanını bağrına basıyor… Bölgenin içme suyu ihtiyacının tamamını, yüzyıllar boyunca coşkun kaynaklarından sağlıyor. 3 metreyi bulan kar kalınlığı ile çok uzun yıllar kış sporları merkezi olma ünvanını taşıyor, ulusal ve uluslararası yarışmalara ev sahipliği yapıyor. Bu yıl henüz yağmamış olması bile başlı başına Uludağ’ın, bu tür kötülüklerden korunmasını gerektiriyor. Çünkü Uludağ bu özellikleriyle yıllık iki milyonluk bir ziyaretçi potansiyeline ulaşıyor. İşte bütün bu nedenlerle de: 1961 yılından bu yana, yani tam 61 yıldır, Milli Parklar Kanunu hükümleri kapsamında bulunuyor. Yani iddia edildiği gibi Uludağ çok başlı ya da yedi kocalı hürmüz falan değil. Tek yetkili Orman Bakanlığı’na bağlı Milli Parklar Genel Müdürlüğü. Kamu kuruluşları ve belediyeler ise sadece hizmet alınan destekçi kuruluşlar. KAPADOKYA ÖRNEĞİ ORTADA! 13.024 hektar büyüklüğündeki bu mucizevi güzelliklerimiz, bugün itibarı ile ne yazık ki, büyük bir tehdit altında. Ülkemizin parmakla gösterilen bir doğa cenneti olan Uludağ’ımız, ucu açık bir Alan Başkanlığı yapılanması ile tahrip edilme tehdidi altında bulunuyor. Konu ile ilgili olarak hazırladıkları kanun teklifinde bile niyetleri sarih görünmüyor. Mesela; Alan Başkanlığı bünyesinde yer alacak komisyon ve danışma kurulunun üyelerinin çoğunluğu, akademik odaların ortak imzasıyla hazırlanan geniş kapsamlı rapora göre, son derece yanlış bir yapılanmayı içeriyor. Kamu yararına denetim görevi yaparak hizmet üreten meslek odalarından temsilcilerin bulundurulmaması gerçekten çok ama çok manidar. Yani bu komisyonun ya da kurulun oluşma biçiminin dahi, Uludağ’ı koruma amacı taşıdığını söylemek çok zor. Örnek mi? Alın size Kapadokya’nın bugünkü hali pür melali! Dünya üzerinde adeta çok farklı bir gezegeni andıran, muhteşem Güzel Atlar Ülkesi’nin yürek burkan görüntülerini gözlerinizin önüne getirin. Milli Park statüsünden çıkarılmak istenen Uludağ’ın da, işte aynen Kapadokya’da olduğu gibi delik deşik hale getirilerek tarumar edilmeyeceğinin garantisi var mı? Hayır yok. Biz bu filmi çok görmedik mi? Sıcaksu(Tabakhaneler) bölgesine TERMALKÖY yapılacaktı, ne oldu? TOKI marifetiyle koskoca bir BETONKÖY kurmanın telaşında değiller mi? Doğanbey projesi başlangıçta böyle miydi? Şimdi üniversitelerde çarpık kentleşmeye örnek gösteriliyor. Samanlı’da güzelim ovanın, lojistik merkez adı altında yapılaşmaya açılmadı mı? Değerli Hemşehrilerimiz, bu belirsizlikler altında Uludağ Alan Başkanlığı Yönetimi demek; Bursa’nın yerel yönetim iradesinin by-pass edilmesi demektir. Bilimsel yaklaşımların dikkate alınmadığı bir Alan Başkanlığı demek; Bursalılar başta olmak üzere, Marmara Bölgesi’nde yaşayan milyonların, Uludağ üzerindeki yaşam hakkı ve hukuklarının hiçe sayılması demektir. İMARA AÇMA HESAPLARI VAR! Alan Başkanlığı projesinin bu şekilde hayata geçmesi demek; Sayısı muğlak yeni yapılanmalar, zincir oteller v.s. demektir. Yeni yapılanmalar demek, yeni yerleşim yerleri, yeni meskun mahaller demektir. Aynı zamanda yeni yollar, alt yapı tesisleri, otoparklar v.s. demektir. Hepsinden önemlisi; Bütün bunlar, bölgede yeni bir nüfus yoğunluğu demektir. Bununla birlikte; Yaz-kış oluşacak ısı yükselmeleri nedeniyle meydana gelecek, iklim değişiklikleri demektir. Aynı şekilde; Mevcut doğal dokunun, gözümüzün içine baka baka mahvedilmesi demektir. Daha da Türkçesi; Kamu adına denetim görevi gören akademik odaların açıkça dışlandığı bir Alan Başkanlığı demek; Uludağ’ın Bursa’dan değil, Ankara’dan yönetilmesi, yani davulun bizde, tokmağın başkasında olması demektir!. Bütün bu nedenlerle; Uludağ’da, bu koşullarda bir Alan Başkanlığı kurulmasına şiddetle karşıyız. Karar vericileri uyarıyoruz. Bölgede yaşayan milyonlarca insanın hayat hakkına tecavüz etme gafletine düşmeyin. Sakın ola ki, bu vebale girmeyin! Bizler, ‘istemezükçü’ falan değiliz. Tam tersine; Bugün tarihi sorumluluğumuzu yerine getirmek ve konunun hayati önem taşıdığını, kamuoyuna en etkili biçimde anlatabilmek için buradayız. Bursa’nın varlık nedeni olan en önemli değerini, Bursalıları ve Bursa’nın toplumsal dinamiklerini ikna etmeden yapamazsınız? İşte bu nedenle de; Kendimizi, Uludağ Milli Park Kapısı’na sembolik olarak zincirleyip kilitleyecektik. Ancak Valilik izin vermeyip, Jandarma’ya talimat vererek önlem aldırdı ve basın açıklamamıza geçit vermedi. Bilinsin ki bizler de arsız zihinlerini, rant ve talan hırsıyla zincirleyip kilitleyen doymak bilmezlere geçit vermeyeceğiz. Ve aynı şekilde; Doğamızı, yeşilimizi, havamızı, suyumuzu, ovamızı, dağımızı yok etmeye yol açmak isteyenlere de asla izin vermeyeceğiz. Onların hepsini sandıkta gereğini yapmak üzere millete havale ediyoruz. Sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun.