banner246

Cumhuriyetimiz 99. yaşında

Atay konuşmasında şunları söyledi. “Türkleri Asya steplerine sürmek ya da Anadolu’da yok etmek” amacıyla yurdumuzu işgal eden emperyalistleri bozguna uğratıp, özgür insanların muasır medeniyet seviyesini aşmış müreffeh ülkesini yaratmak hedefiyle yola çıkan Mustafa Kemal Paşa ve Kemalist Devrimciler, kurdukları yeni devletin adını 29 Ekim 1923 günü ilan ettiler: Türkiye Cumhuriyeti! Bu yeni devlet, tesadüfen yahut şans ya da mucize eseri kurulmadı. 600 yıllık DinTarım İmparatorluğu enkazı üzerinde Laik Cumhuriyet; çok önceden tasarlanıp tüm ayrıntılarıyla düşünülerek adım adım hayata geçirilmiş, akıl ve bilime dayalı bir planın kararlılık ve cesaretle uygulanmasıyla yaratıldı. Mustafa Kemal, henüz çok genç bir subayken Selanik’te, Olimpos gazinosunda yakın arkadaşları Salih Bozok, Fuat Bulca, Nuri Conker ve Fethi Okyar ile bir akşam sohbetinde, bir gün düşündüklerini bir devrim ile yapacağını belirtip Onlar’a -ancak bir cumhuriyet idaresinde verilebilecek- görevler dağıtıyor, Salih Bozok’un “İyi de Kemal, ya sen ne olacaksın?” sorusuna ise, hiç duraksamadan ve büyük bir ciddiyetle “Sizi bu görevlere getirmek için ne olmam gerekiyorsa o olacağım.” yanıtını veriyordu. İlk gençlik yıllarından itibaren durmaksızın okuyor, yabancı dilini geliştiriyor, dış ve iç basını takip ediyor, Dünya, İslam ve Türk Tarihi, coğrafya, sosyoloji ve felsefe ile ilgileniyor, bilim ve teknolojideki gelişmeleri izliyor, Tevfik Fikret’ten feyz alıyor, Fransız Devrimi hakkında derinlemesine bilgi edinip Avrupa ve Dünya’ya etkilerini inceliyor, düşüncelerini olgunlaştırıyor, usta bir heykeltıraş gibi Selanikli bir yetimden tarihin en büyük devrimcisini yaratıyordu. Başaracağına öylesine inanıyordu ki; “Evet Paşam bir şey yapacağım!” kararlılığı ve Milleti ayağa kaldırarak vatanı kurtarma azmi ile Samsun’a çıkışından sadece 50 gün sonra, askerlikten istifa etmek zorunda kaldığı 8/9 Temmuz 1919 gecesi Mazhar Müfit Kansu’ya, “Şimdilik kutsal bir sır olarak aramızda kalacak” talimatıyla “Zaferden sonra hükümet  biçimi cumhuriyet olacaktır.” hedefini ilk madde olarak not ettiriyordu. İngilizlerin İstanbul’u işgalinden hemen sonra, 23 Nisan 1920 günü Ankara’da açtığı Millet Meclisi’nin Padişah iradesine değil, Millet Egemenliğine dayanarak çalışacağını ilan ediyor, 20 Ocak 1921’de yürürlüğe giren Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun birinci maddesi olan “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir” ibaresini, silinmemek üzere Büyük Millet Meclisi kürsüsünün arkasındaki duvara yazdırıyordu. Büyük Nutuk’ta o netameli günleri anlatırken “Cumhuriyet idaresinden bahsetmeksizin, idare şeklimizi milli egemenlik esası çerçevesinde her an cumhuriyete doğru yürüyen şekilde merkezileştirmeye çalışıyorduk” diyen Atatürk, Viyana merkezli Neue Freie Presse gazetesi muhabiri ile 23 Eylül 1923 günü yaptığı, gazetenin 28 Eylül 1923 tarihli nüshasında yayınlanan söyleşide ise; “Size Türk Anayasası'nın ilk maddesini tekrarlamak istiyorum. 'Egemenlik, sınırsız ve koşulsuz halkındır. Yönetim tarzı, halkın geleceğini bizzat kendisi ve gerçekten belirlemesi ilkesine dayanır'. Bu iki cümlenin yorumu bir kelimenin şüpheye yer bırakmayan tanımlanmasıdır: Cumhuriyet! Yeni Türkiye'deki gelişme henüz tamamlanmadı. Bu yol sonuna kadar gidilmeli. Değişiklikler, düzeltmeler ve iyileştirmeler gerekli, son en iyi hali için. Ancak çok kısa zamanda Türkiye, tüm şekliyle ruhen zaten olduğu yapıya kavuşacaktır: Cumhuriyet! Yakın bir gelecekte bu konuyla ilgili hükümet önerileri meclise sunulacaktır… Biz Cumhurbaşkanı, Başbakanı ve sorumlu Bakanları olan bir Cumhuriyet olacağız... Yeni Türkiye'nin başkenti konusuna gelince, bunun cevabı kendiliğinden ortaya çıkıyor, Türkiye Cumhuriyeti'nin başkenti Ankara'dır!”. sözleriyle kutsal sırrını nihayet Ulusu ve dünya kamuoyu ile paylaşıyordu. Nitekim bu röportajın yayınlanmasından 15 gün sonra Ankara başkent olmuş, 31 gün sonra da Türkiye Cumhuriyeti ilan edilmiştir.

CUMHURİYET, KARŞITLARIYLA BİRLİKTE DOĞDU

Büyük Millet Meclisinin açılmasıyla birlikte geliştirilmeye başlanan cumhuriyet fikri, ilk andan itibaren karşıtlarını da doğurdu. Padişah ve yandaşları tarafından örgütlenen iç isyanlara ve Meclis’te Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarına karşı İkinci Gurup adıyla yürütülen sert muhalefete ek olarak, zaferden hemen sonra yakın çevresinden de yürünen kararlı yolu kesmek için yoğun engelleme çabaları görülecekti. Cumhuriyetin ilanının ertesi gününden itibaren İstanbul’da başlatılan karşı hareket, Aydınlanma Devrimleri süresince bazen açık, bazen sinsi şekilde ilerlemiş, Atatürk’e suikast girişimlerine kadar varmış, Büyük Önder’in aramızdan ayrılışı ile güç kazanmış, 1950 seçimleri, ABD emperyalizmi güdümlü 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 faşist darbeleri ile sıçramalar yapmış, demokrasi kesintiye uğramış, geniş halk yığınlarının örgütlü mücadelesinin önü kesilmiş, Laik Cumhuriyet ağır yara almıştır. Bu ihanet süreci sayıları giderek artan siyasi ve dinci yapıları Laik Cumhuriyeti Din Devletine Dönüştürme Ham Hayali’nin kölesi yapmıştır. Oysa Cumhuriyet; Padişah kulu olan milyonları yurttaş kimliği ile kucaklamış, özgür bireyler haline getirmiş, Hukuk Devleti güvencesine ve fırsat eşitliğine kavuşturmuştur. Böylelikle; Malatya Çırmıktılı banka memuru Mehmet Sadık’ın oğlu Turgut, İslamköylü Yahya Çavuş’un oğlu Süleyman, Afyonkarahisarlı öğretmen Ahmet Hamdi’nin oğlu Ahmet Necdet, Kayserili tornacı Ahmet Hamdi’nin oğlu Abdullah, Kasımpaşalı taka kaptanı Ahmet’in oğlu Recep Tayyip Cumhurbaşkanı olabilmişlerdir. 12 Eylül faşizminin açtığı yolda, Batı Emperyalizmi’nin desteğiyle pervasızca ilerleyen karşı devrim, kutlanacak bir Laik Cumhuriyet bırakmama gayretini sürdürse de, Cumhuriyetimizin 99. şeref yılını ulusça ve gururla kutlayacağız. Ancak bugün önümüzdeki temel ödevin, Atatürk Cumhuriyeti’ni yeniden kazanmak olduğunun farkındayız. Bu ödevimizi yapacak; Atatürk Devrimlerini yaşatarak Laik Bilgi Toplumu olma ve muasır medeniyet seviyesini aşma hedefine yeniden yönelmiş Türkiye’yi mutlaka yaratacağız. Umutluyuz! 19 Mayıs 1919 günü Samsun’a ayak basan Mustafa Kemal Paşa’nın sahip olduğundan daha güçlü bir ülkemiz, daha bilgili ve bilinçli bir insan kaynağımız olduğunu biliyoruz. Tek eksiğimiz; 100 yıl önce sınanmış ve başarılı olmuş Kemalist Devrimci Önderlik’ten -şimdilik- yoksun oluşumuzdur. Atatürkçü Düşünce Derneği; 33 yıllık deneyimi ile, Yeniden Atatürk Cumhuriyeti’ne ulaşma mücadelesinin düşünsel önderliğini yürütmeye kararlıdır. Bu düşünsel önderliği, siyasal önderlik yapma iddiasındakilerle buluşturabildiğimizde amacımıza ulaşacağımıza inanıyoruz

banner254
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.