303 Kadın Korunamayıp Öldürüldü

 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle Uludağ Üniversitesi İnegöl Meslek Yüksekokulu yönetimi tarafından bayan öğrencilere yönelik düzenlenen “Kadına Şiddet”konulu seminerde konuşan Avukat Elif Yazıcı, “2015 yılında 303 kadın korunamayıp, öldürüldü. Şiddet dahil kadınların karşılaştıkları tüm bu sorunların sadece aile içinde değil, yaşamın her alanında olduğunun görülüp, herkesin sorumluluk üstlenmesi ve doğru sosyal politikaların, tüm uluslar arası sözleşme ve ulusal yasaların yaşama geçirilmesi gerekmektedir” dedi. 

Avukatlar Varol Sarılar ve Elif Yazıcı´nın konuşmacı olduğu semineri İnegöl Meslek Yüksekokulu Müdürü Prof.Dr. Mürsel Alper, Müdür Yardımcıları, Öğretim Görevlileri ile öğrenciler takip etti.

YANARAK CAN VERDİLER

Okulun seminer salonunda düzenlenen programda konuşan Avukat Varol Sarılar, “8 Mart 1857 yılında ABD´nin New York kentinde bir tekstil fabrikasında çalışan işçiler, daha iyi şartlarda çalışmak için grev yapmaya başladılar. Olay yerine gelen polisler, grev yapan işçilere saldırdı ve işçileri fabrikaya kilitledi. Olay sırasında bir anda fabrikada yangın çıktı. İşçiler polisin kurduğu barikatlardan kaçamadılar ve yanarak can verdiler. Olayda, çoğu kadın olmak üzere tam 129 kişi yaşamını yitirdi. Cenaze törenine 100 binin üzerinde katılım oldu. 26-27 Ağustos 1910 tarihinde ise, Danimarka Kopenhag kentinde 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında (Uluslar arası Sosyalist Kadınlar Konferansı) Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart 1957 yılında tekstil fabrikasında feci şekilde can veren kadın işçileri anma adına her yıl 8 Mart tarihinin “8 Mart Dünya Kadınlar Günü” olarak kutlanması önergesini sundu. Zetkin´in bu önergesi oybirliği ile kabul edildi” dedi.

Sarılar, “Türkiye´de kadınlar 20 Mart 1930´da belediye seçimlerinde seçme hakkı kazandılar. 1933´te Köy Kanunu´nda Muhtar seçme ve köy heyetine seçilme hakkı düzenlendi. Milletvekili seçimlerinde seçme ve seçilme hakkına ise 5 Aralık 1934´te yapılan Anayasa değişikliği ile kavuştular. Türk kadını, Atatürk hayattayken yapılan son seçimde (1935) ilk kez seçilme hakkını kullandı ve TBMM´ye 18 Milletvekili ile girdi. Günümüzde her 10 kadından 4´ü fiziksel şiddet görüyor. 2014 verilerine göre yüzde 35.5´i eşi ve yakınları tarafından şiddete maruz kalıyor” dedi.

KADINLARIMIZ HAKLARINI TAM OLARAK BİLMİYORLAR

Avukat Elif Yazıcı ise, “Meslek hayatımda kadının çeşitli konumlarda taraf olduğu pek çok dava ile ilgilendim ve gördüm ki eğitim, ekonomik, sosyal konumları ne olursa olsun kadınlarımız haklarını tam olarak bilmiyorlar. Ülkemizde kadın haklarının geldiği nokta bakımından yasal birçok kazanımlarımız olmasına rağmen, hatta bu kazanımlarımızı dünyanın pek çok ülkesinden daha önce elde etmemize rağmen, bu hükümlerin tam anlamıyla hayat bulduğunu söylememiz mümkün değil. Yasalarda kadınlar lehine ne kadar düzenleme yapılırsa yapılsın, bunlarla ilgili bilgi sahibi olan, haklarını bilen ve kullanan kadınlar olmadığı sürece bu düzenlemelerin işlev kazanıp, amacına ulaştığından söz edilemez. Üstelik hukuk sistemimiz ve yasalarımız maalesef insanların kolayca anlayabileceği bir şekilde değil de, son derece karmaşık terimlerin kullanıldığı resmi bir dille yürümektedir. Bu da kendi yaşamımızı etkileyecek yasalar hakkında bilgi sahibi olamamamızın baş sebebidir. Bu durumdan en çok etkilenenler arasında da kadınlar gelmektedir. Çünkü kadınların erkeklere oranla gazete, televizyon, devlet kurumları, internet gibi çeşitli haber kaynaklarına ulaşmaları daha zordur. Oysa kadının yasal haklarını bilmesi, kendi hayatını kendi iradesi altına almasını kolaylaştıracaktır” dedi.

303 KADIN KORUNAMAYIP, ÖLDÜRÜLDÜ

Avukat Elif Yazıcı sözlerine şöyle devam etti: “Dünyanın birçok ülkesinde ve ülkemizde de kadının bedeni, kimliği, emeği üzerindeki baskı her geçen gün artmaktadır. Gazeteleri her açtığımızda görüyoruz ki, artık kadınları kanser veya trafik kazaları değil, eş veya sevgili şiddeti öldürüyor. 2015 yılında 303 kadın korunamayıp öldürüldü. Şiddet dahil kadınların karşılaştıkları tüm bu sorunların sadece aile içinde değil, yaşamın her alanında olduğunun görülüp, herkesin sorumluluk üstlenmesi ve doğru sosyal politikaların, tüm uluslar arası sözleşme ve ulusal yasaların yaşama geçirilmesi gerekmektedir. Hukuksal düzenlemelerin varlığı bilinmedikçe, uygulanması konusunda ısrarcı olunmadıkça ve yaşama geçirilmedikçe tek başına yeterli olamamaktadır. İşte bugün hukuksal boyutta kadına karşı şiddetle mücadele aracı olan ve cinsiyet eşitliğini sağlamaya yönelik bu yasal düzenlemelere kısaca değinmek istiyorum. İnsan hakları evrensel bildirgesi, birleşmiş milletlerin 6 temel insan hakları sözleşmesinden biri olan kadına karşı her türlü ayrımcılığın önlenmesi sözleşmesi (CEDAW), Kadınlara yönelik şiddet ve ev içi şiddetin önlenmesi ve bunlarla mücadeleye dair Avrupa konseyi sözleşmesi gibi uluslararası sözleşmelerde taraf durumundayız. Bu sözleşmelerde dünyada kadınların evlilik, boşanma, kamu yaşamı ve bedenleriyle ilgili pek çok hakları koruma altına alınmış ve onaylayan ülkeler de şiddetin her türünü önlemek için gerekli düzenlemeleri hayata geçireceklerini kabul etmişlerdir.”

CİNSEL TACİZE UĞRAYAN İŞÇİNİN İŞ AKTİNİ FESİH HAKKI VARDIR

Avukat Elif Yazıcı konuşmasında, “Ülkemizde halen yürürlükte bulunan 1982 anayasası da kadın ve erkek arasında tam bir eşitlik içermektedir. Ancak ülkemizde 1926 yılında kabul edilen ve 1 Ocak 2002 tarihinde düzenlenerek yeni bir şekilde yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, ailede kadın erkek eşitliğini sağlamak açısından bana göre devrim niteliğinde bir kanundur. 1926 yılında bu kanunla evliliklerde resmi nikah yapma zorunluluğu, tek eşle evlilik yapılması esası, kadınlara toplum içinde istedikleri mesleğe girebilme, mahkemelerde tanıklık yapma hakları getirilmiş, miras, boşanma gibi konularda kadın erkeği eşit hale getiren çok önemli düzenlemeler olmuştur. Ancak aradan geçen 76 yıllık süreçte kadının değişen sosyal ve ekonomik durumu, uluslar arası alandaki gelişmeler, Türkiye´nin taraf olduğu anlaşmalar da göz önünde tutularak Medeni Kanundaki kadın-erkek eşitliğini zedeleyen hükümler kaldırılmış ve 2002 yılında Medeni Kanun yeni şeklini almıştır. Özellikle aile hukuku alanında bugüne kadar yaşanan gelişmeler ve ihtiyaçlar dikkate alınarak çok önemli değişiklikler yapılmıştır. İş kanunu ile işe alınmada ve çalışma koşullarında ve iş aktinin sona ermesinde cinsiyet dahil hiçbir nedenle ayrım yapılamayacağı hükmü getirilmiştir. İş ilişkisinde dil, ırk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep ve benzeri sebeplere dayalı ayrım yapılamaz, daha düşük ücret verilemez, cinsiyet, medeni hal, aile yükümlülükleri, hamilelik, doğum ve süt izinlerini kullanmak iş aktinin feshi için geçerli sebep değildir. Geçerli olmayan bir sebeple iş akti feshedildiği taktirde işe iade istenebilir. Ayrıca tazminat ve diğer işçilik hakları da istenebilir. Cinsel tacize uğrayan işçinin iş aktini fesih hakkı vardır” ifadelerini kullandı. 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner225